Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player



Eylül Ayı Olağan Toplantısı Gündemi
Belediye Meclisinin Eylül Ayı olağan toplantısı aşağıda belirtilen gündem maddelerini [...]

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI 88. YILDÖNÜMÜ KUTLAMA PROGRAMI 1- 29 Ağustos 2010 [...]

Anfitiyatro’da KONSER
Belediyemizin katkıları ile 09 Ağustos 2010 Pazartesi günü saat: 21:00′de [...]

Temmuz Olağanüstü Toplantısı Özeti
   Belediye Meclisinin Temmuz ayı olağanüstü toplantısı 27.07.2010 günü saat [...]


kalkan Haritası İçin Tıklayınız



TARİHİ MEKANLAR :
Beldemize 25 km uzaklıkta olan Kaş ilçesi, Teke Yarımadası üzerinde yer alır ve Likya Medeniyeti’nin en önemli kentlerinden biridir.

Arkeolojik çalışmalar, M.Ö. 6 bin yıllarında da burada yerleşim olduğunu göstermekte. Kaş’ın eski adının Habesos olduğu bilinmektedir. Tarihte Antiphellos olarak anılan kent, Büyük İskender’in Anadolu seferi sırasında Makedonya topraklarına katılmıştır. Daha sonra Seleukos’lara, Ptolemaios’lara ve Romalılara geçen şehir Bizans döneminde psikoposluk merkezi olmuştur. Kent, Anadolu Selçuklu döneminde Andifli adını almıştır. Son olarak, Yıldırım Bayezid, şehri Tekelioğulları Beyliği’nden alarak Osmanlı İmparatorluğu’na dahil etmiştir.

M.Ö. IV. yy.’da Antiphellos (Kaş), çok küçük bir yerleşim yeri olup biraz yukarısında bulunan Phellos’un limanı idi. Ancak Hellenistik döneme girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos’un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir.

Antik kentin doğu ve kuzeyinde yer alan dağlarda ionik tarzda yapılmış, üzerinde Likya yazıları olan pek çok kaya mezarı bulunmaktadır. Halk arasında Kral Mezarı olarak bilinen Uzun Çarşı’daki Likya yazıtlı Anıt Mezar ( M.Ö 4.yy) günümüze ulaşan en güzel ve görkemli lahitlerden biridir.

Bölgede yer alan önemli eserlerden biri de Kaş Antik Tiyatrosu’dur (M.Ö.1.yy). 4000 kişilik kapasitesi olan ve 26 basamaktan oluşan tiyatro M.S. 2. yy da onarım görmüştür. Sahnesi olmayan tiyatronun en önemli özelliği Anadolu denize cephesi açık olan bir tiyatro olmasıdır.

Tiyatronun kuzeydoğusunda Akdam olarak adlandırılan M.Ö. IVyy ‘a ait dor tipinde ev tipi bir mezar vardır. Doğal kaya kesilerek yapılmış olan mezar 3.5 m yüksekliğindedir ve üstünde el ele tutuşup dans eden 24 tane kız figürü bulunmaktadır.

Hastane Caddesi’nde, temel taşları Roma döneminden kalma, dış yüzü kesme taş kullanılarak yapılmış tapınak bulunmaktadır.


Şehir adının İ.Ö. 13. yy.’a ait Hitit metinlerinde geçmesi; Xanthos’un yanında Likya bölgesindeki en eski şehirlerinden biri olduğunu gösterir.

Kazıları Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Fahri Işık ve ekibi tarafından yürütülen Patara Antik Kenti, arkeolojik ve tarihsel değerlerinin yanında Akdeniz kaplumbağaları Caretta-Caretta’ların milyonlarca yıldır yumurtalarını bırakıp yavruladıkları ender sahillerden biri olması ile de ayrı bir doğasal öneme sahiptir.

Bölgenin en büyük ve en işlek limanı olarak önemini hiçbir devirde yitirmeyen Patara’nın yazıt ve sikkelerde Likya dilindeki adı “Pttara” olarak geçer. Helenistik ve daha sonraki dönemlerde “Patara”, Arap kaynaklarında ise “Batara” olarak anılır.

Helenistik dönemlerde Tanrı Apollon’un kışlık kehanet merkezi Likya Birliği’nin üç oy hakkına sahip şehirlerinden biri, Bizans döneminde ise Aziz Nicholas’ın doğum yeri olarak ün yapmış kenti, kutsal topraklara giden hacılar bir uğrak limanı olarak kullanmışlardır.

Yaşamını 16. yy.’da Osmanlı Sultanı II. Beyazıt’a kadar sürdüren Patara bu önemini hiç şüphesiz Akdeniz ticaret yollarının üzerinde korumalı bir limana sahip olmasına borçludur. Genel olarak antik liman çevresinde odaklaşan kent merkezi, zamanla körfez ile doğudaki liman arasında kalan teraslara yayılmıştır.
Şehrin önemini yitirip terk edilmeye başlanması, limanın kum ve çamurla dolmasıyla ve 7. yy.’dan itibaren güney kıyılarına yapılan Arap akınlarına karşı kentin yukarılara kaymış olmasıyla açıklanabilir.

Patara, 1811-1812 yıllarında İngiliz Deniz Kuvvetleri’ne ait geminin kaptanı Beaufort tarafından yeniden bulunmasıyla tarih sahnesinden bir kez daha çıkmış, 1842 yılında ise C. Fellows ve arkadaşlarının bugün British Museum’da sergilenen Xanthos’un ünlü anıtlarını yükledikleri liman yine Patara olmuştur.

Xanthos vadisinin son şehri ve Likya’nın en büyük liman kapısı olan Patara, bugün Akdeniz’in en temiz sahillerinin kenarında kum ve çalılarla kaplı durumdadır. Deniz kumlarının doldurmasıyla denizle ilişkisi kesilen antik liman, bataklık ve göl halini almış, bataklıkta oluşan “ılgınlar” (Tamarix sp.) zamanla bölgenin kendine has bitkisi olmuştur.

Patara’nın genel görünümü diğer Likya kentlerinin özelliklerini göstermez. Her ne kadar erken dönemlere ait kalıntılar varsa da yapılar ve kent planı zamanla çok değişmiştir. Bugün ayakta kalan yapıların çoğu Roma-Bizans ve hatta Ortaçağ’a aittir.

Şehre ve günümüz kalıntılarına giriş görkemli ve çok iyi korunmuş bir Roma zafer takından yapılmaktadır. İ.S. 100′lü yıllarda bölge valisi adına inşa edildiği kitabelerinden anlaşılmaktadır. Takın batısındaki tepenin yamaçlarında,Likya tipi lahitlerin bulunduğu mezarlık alanı uzanır. Kentin en güney ucundaki Kurşunlu Tepe’ye yaslanmış olan tiyatro, Helenistik Dönem (İ.Ö. 2. yy.) özellikleri gösterir. Ancak İ.S. 1. yy.’ın ortalarında birçok Likya kentinde etkisini gösteren depremle yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş olup, bugün büyük ölçüde plajdan gelen kumla doludur. Doğu girişindeki mükemmel kitabe İ.S. 147′deki onarım ve ekleri anlatmaktadır.
Tiyatronun yaslandığı Kurşunlu Tepe şehrin genel görünümünün ve yörenin seyredildiği en güzel köşedir. Buradan şehrin diğer kalıntıları; Vespasian Hamamları, Korinth Tapınağı, anacadde, liman ve Hadrian dönemi ambarı rahatlıkla izlenebilir. Tepenin kuzeybatısındaki bataklığın arkasındaki tahıl ambarı (Granarium), 65*32 m boyutlarıyla Patara’nın günümüzde kalmış anıtsal yapılarından biri olup İmparator Adrian (117-138) dönemine tarihlenmektedir. Ambarın kentle direk ilişkisinin olmaması kente hizmet etmediğini, gemilerle gelen belki de kentte kışlayan buğdayın depolanmasında kullanıldığını göstermektedir.

Şehrin suyu yaklaşık 20 km. kuzeydoğusundaki İslamlar köyü yakınlarından, Kızıltepe yamacındaki kayalıktan getirilmiştir. Kaynakla şehir arasında, Fırnaz İskelesi’nin kuzeyindeki; “Delik Kemer” olarak adlandırılan bölüm ise su yollarının en anıtsal bölümüdür.


Xanthos kenti, birçok önemli özelliklerinin yanında tarihi en çok acılarla dolu kent olarak bilinir. Tarihçiler, kentin birçok kez yerle bir olduğunu veya yandığını fakat yeni şehrin küller arasından yeniden yeşerdiğini yazarlar.

Kalkan-Fethiye karayolu üzerinde 18 km. uzaklıktaki Kınık Köyü’nde yer alır. Şehir; Xanthos Nehri (Bugünkü adı Eşen Çayı) kenarındaki ovaya hakim iki tepe üzerinde kurulmuştur. İlki Eşen Çayı’nın kenarından sarpça bir kayalık şeklinde yükselen surla çevrili Likya akropolü; ikincisi ise kuzeydeki daha yüksek ve geniş olan Roma akropolüdür.

Likya’nın başkenti olan Kanthos’un adı, Likya yazısı ile yazılmış kitabelerde “Arnna” olarak geçer. Homeros, Sarpedon yönetimindeki Xanthoslular’ın Troya savaşlarına katıldıklarını yazar ki bu olay şehrin en eski yazılı tarihine işaret eder.

Şehir, İ.Ö. 546′da Pers kumandanı Harpagos tarafından kuşatılır. Xanthoslular’ın kahramanca karşı koyup direnmelerine rağmen çaresiz duruma düştüklerinde, kadın ve çocuklarını öldürüp şehri ateşe vererek insansız ve harap bir şehri Harpagos’a bırakırlar. Bu toplu intihardan o sırada şehirde bulunmayan 80 aile kurtulur ki şehirlerini, yeni gelen göçmenlerle yeniden kurarlar.

İ.Ö. 475-450 arasında Xanthos, bu kez yangın felaketi ile karşılaşır. Kazılarla da belirlenen bu yangın katından sonra şehir büyük bir gelişme göstererek batı dünyası ile özellikle de Atina ile sıcak ilişkiler kurar. Büyük İskender’in seferi sırasında Xanthoslular Pers Harpagos’a olduğu gibi direnme göstermişler. İ.Ö. 309′dan itibaren Mısır Hanedanı Ptolemaioslar’ın, ardından birçok Likya şehri gibi Suriye Kralı III. Antiokhos’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmışlardır.

İ.Ö. 2. yy’da Likya Birliği’nin başşehri olan Xanthos, 42 yılında bu kez Romalı Brutus tarafından yerle bir edilmiş ancak ardından İmparator Marcus Antonius’un gayretleriyle yeniden imar görmüştür. İ.S. I. yy.’da Roma egemenliği altındaki Xanthos’ta İmparator Vespasianus adına tak yaptırılmış, günümüze kalmış Roma yapılarının çoğu bu dönemde inşa edilmiştir.

Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan Xanthos, bu dönemde birçok yeni yapıya kavuşmuştur. Ancak 7.yy’dan sonra Arap akınları şehrin terk edilmesine sebep olmuş, 1838′de yeniden keşfedilip talan edilmesine kadar yanı başındaki Kınık’ta ufak bir köy olarak yaşamını sürdürmüştür.

Şehirdeki kazı çalışmaları, 1950 yılından beri Fransız arkeologlar tarafından yürütülmektedir. Xanthos’un her iki akropolü de değişik örgü sistemlerinin görüldüğü sur duvarları ile çevrili olup Likya akropolünü doğudan çevreleyen poligonal teknikteki sur İ.Ö. 4. yy.’a aittir. Güney yönündeki sur ile Eşen Çayı tarafındaki surların bir kısmı, Hellenistik devirde yapılmış düzgün bloklardan oluşur. Geri kalan surlar harçlı duvarları ile Bizans dönemine aittir.

Bizans sur kalıntısının kuzeyindeki sahayı Roma devri tiyatrosu kaplar. Xanthos’un en ilginç kalıntıları, tiyatronun batısında yer alır. bunlardan ilki; yüksek dikdörtgen yekpare kaide üzerindeki ölü ailesi ile yanındaki kadın gövdeli, kuş kanatlı yaratıklar olan ve ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılan “Harpy” kabartmalarına sahiptir. Bugün orijinal blokları, British Museum’da sergilenen Harpy Anıtı, İ.Ö. 5. yy’a tarihlenmekte; bu anıt mezarın yanında 4. yy.’a ait diğer bir kaideli Likya lahdi yer almaktadır. Tiyatronun kuzeyindeki kare şekilli alan ise Roma devri agorasıdır. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, yekpare dikdörtgen gövdesinde Likya yazısıyla yazılmış kitabeye sahip bir anıt mezar yükselir. Harp anıtına benzer kabartmalı mezar odasına sahip olduğu düşünülen anıtın gövdesindeki kitabe, günümüze dek bulunmuş Likya dilindeki en uzun kitabe olup, Kherei adlı Xanthoslu prensin serüvenlerini anlatmaktadır. Roma akropolünde de birçok kaya mezarı ve kaideli mezarı yan yana görmek mümkündür. Bunlardan, kaidesi dışında tümü British Museum’a taşınmış olan İ.Ö. 4. yy’a ait Payava lahdi en ünlü olanıdır. Xanthos’un diğer ünlü anıtı ise yine British Museum’da sergilenen Nereidler anıtıdır. Günümüz kalıntılarına çıkan rampanın sağ kenarında sadece temelleri kalmış olan tapınak planlı anıt, sütunları arasındaki su perileri Nereidler’in heykellerinden dolayı bu adla anılmakta olup, İ.Ö. 4. yy’a aittir.


Likya dilinde adı Tlava olan kentin tarihi hakkında bilgiler sikke ve yazıtlardan elde edilebilmiştir. Benndorf, Tlos’ta bulunan bir mezardaki kabartmanın İÖ 5. yy’a ait olduğunu ileri sürer. İÖ 4. yy’da basılan sikkelerde kentin adı Likya dilinde yer alır. İS 2. yy’da devrin zenginleri olan Rhodiapolisli Opramoas ve diğer Likyalı zengin Oinoandalı Licinnius Langus’tan yardım aldığı yazılı kaynaklarda geçmektedir.

Bizans devrinde de adından sık sık bahsedilen Tlos’un akropolündeki kalede, 19.yy’da Ali Ağa isimli bir derebeyi hüküm sürmüştür. Akropolün doğu tarafında Likya dönemine ait bir sur, Likya dilinde yazıtlı mezarlar, Roma devri surları, stadyum, hamam, büyük bir Bizans kilisesi ve agora kalıntıları ilk dikkati çeken eserlerdir.

Oturma kademeleri oldukça sağlam, süslü sahne binası ise harap olan tiyatrodan başka, Likya yazıtlı Izraza anıtı ile Roma çağından kalan ve eski yüksekliğini koruyan bir kule Tlos antik kentinin ilginç eserleri arasında sayılabilir.


Xanthos kentinin karşısında Eşen Çayı’nın sağ tarafında Bozoluk denilen yerde Apollon ve Artemis’in annesi
Likyalılann Ana Tanrıçası Leto onuruna kurulmuş ufak bir yerleşim yeridir.

Burası, Likya halkının federe dini merkezi ve dinlenme kutsal alanı idi. Letoon, ya da Leto tapınağı, 1841 yılında, bir İngiliz deniz subayı Hoskya tarafından ortaya çıkarılmıştır.

1962′den beri sürdürülen kazılarda İÖ 6. yy’dan kalma eserler bulunmuş ve Artemis, Apollon ve Leto’ya ait üç tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bunların yanında Roma döneminde IS 1. ve 2. yy’da değiştirilip genişletilen Helenistik portik vardır. Ayrıca Leto tapınağında 1973 yılında bulunan üç dille yazılmış İÖ 4. yy’a ait kitabe Letoon’un işlevi hakkında detaylı bir bilgi vermektedir.

Kitabenin bir yüzünde Aramice, diğer yüzünde ise Grekçe ve Likçe yazıtlar yer almıştır. Likya dilindeki yazılarda, “Karya ve Likya satrabı olarak Pixodares’in İÖ 358′de ilk kez yönettiğini, Hekotomnid sülalesi ile Likyalılar arasında iyi ilişkiler kurduğunu, Likya’ya Archon ve Xanthos’a vali gibi memuriyetlere adamlarını tayin etiğini” yazmaktadır. Diğer bir yazıt da Büyük iskender’in Letoon’a ziyaretini anlatır.

Yeraltı su seviyesinin yüksek olması, kazıları zorlaştırdığı gibi, kazılan bölgelerin bir süre sonra tekrar su altında kalmasına engel olunamamaktadır. Sahnesi olmayan oldukça büyük grek planlı bir tiyatro, Leto, Apollon, Artemis tapınakları ile seller nedeniyle toprakla dolmuş nympheum ve agora kentin görülecek yegâne eserleridir.

Latin şair Ovidius’un anlattığı bir efsaneye göre, Zeus’tan hamile kalan tanrıça Leto, çocukları, ikiz tanrı Artemis ve Apollon’u Delos’ta doğurur. Sonra Xanthos nehrinin denize ulaştığı yere gelip, nehir boyunca kaynağa vanncaya dek yürür. Kaynakta çocuklannı yıkamak isteyen, ama yerli halk tarafından engellenen tanrıça, yöre halkını kurbağaya çevirerek intikamını alır. İşte Leto tapınağı insanlann kurbağaya çevrildikleri bu yerde tanrıça Leto adına yaptırılmıştır. Bu tapınaklann altında İÖ 5. yy sonuna ait, temelleri görünen daha eski bir tapınak daha bulunmaktadır.


Sidyma tabelasını gördüğünüz Fethiye yolundan sapılarak 7 km kadar gidildiğinde, antik Sidyma kenti, şimdiki Dodurga köyünün bulunduğu yerde yer almaktadır.

Kentin ne zaman kurulduğu hakkında bilgiler bugün elimizde yoktur. Ancak kentin Roma ve Bizans devirlerinde gelişme gösterdiği kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Kentin akropolünde birkaç sarnıç ve bina kalıntısı olmasına karşılık, akropolün kuzey eteği ve vadideki kalıntılar arasında mermerden yazıtlı bir mezar, bir tapınak, hamam ve birkaç basamağı ancak görülebilen bir tiyatro dikkati çeker.

Köyün bulunduğu tarlalar arasında görülen birçok lahit arasında iki heroon görülebilecek eserler arasındadır.


Xanthos’tan sonra Fethiye yoluna devam eder ve Pinara yazılı levhadan sola dönüp 5 km daha giderseniz Pinara köyüne ulaşırsınız. Köyden antik kente yaya olarak çıkılır.

Kentin Likya dilinde adı, yuvarlakça anlamına gelen Pinale sözcüğünden kaynaklanmaktadır. Yapılan yüzeysel araştırmalar, Pinara’nın Xanthoslular tarafından kurulduğunu ve üç oy hakkına sahip altı kentten biri olduğunu gösterin ektedir. Kariya Kralı Piksodaros’a İÖ 340-334 yılları arasında bağlı olduğu, burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır. Diğer antik kentler gibi İÖ 334′te Büyük İskender tarafından ele geçirilen kentin gümüş ve bronzdan birlik tipinde bastığı sikkeler İÖ 168-81 yılları arasına tarihlenir.

Kentin akropolüne, güney tarafından kayaya oyulmuş merdivenli patikadan çıkmak gerekir. Surla çevrili olan kısımda surlar ve Bizans çağı eserleri görülür. Pinara’nın resmi ve özel yapılarının da birçoğu burada toplanmıştır. Dik bir kayalık yamacında yer alan yüzlerce kaya mezarı ve güney akropolünde tiyatro, odeon, tapınak ve hamam kalıntıları ilgi çeker. Tiyatro İS 2.yy’a ait olup 27 oturma basamağından oluşmaktadır.


Lykia bölgesinin kıyısında Demre’nin (Kale) batısında yer alan Kekova kayalık bir adadır. Burası ismini ilk defa XIX.yüzyılın başında Cramer tarafından duyurmuştur. Çoğu kez de kaynaklara Kakava olarak geçmiştir.
Kekova Adası ismini çevresindeki bölgeye de vermiştir. Ancak bu ada depremler sonucu deniz altında kalmış ve buraya batık şehir ismi de verilmiştir. Bu adanın yakınında Aperlai, batık Kent, Kaleköy’deki Simena, Üçağızdaki Theimussa, Gökkaya koyundaki Istlada isimli antik kentler bulunmaktadır.

En yüksek tepesi 188 m. karşısındaki anakara ile arasındaki kanal görünümündeki denizin derinliği ise 105 m.’dir. Kekova adı son yıllardaki güncelliğinden dolayı turizm ve korumacılık alanlarında da sıkça kullanılır olmuş, Çayağzı’ndan (Andriake) yapılan tekne turları “Kekova Turu” olarak anılmaya başlamış, daha da önemlisi ada ve çevresindeki arkeolojik doğal koruma alanları “Kekova Sit Alanı” olarak adlandırılmıştır.

Ada, hiçbir zaman karşısındaki iki küçük liman gibi kent özellikleri taşımamış, daha çok iki kenti perde gibi Akdeniz’e karşı koruyup denizcilerin sığınak, gemi inşaa ve onarım üssü olarak kullanılmıştır. Bu çevrede bugün “Batık Kent” olarak adlandırılan adanın kuzeybatı kıyılarındaki kalıntılar en az İ.Ö. 5. yy.’dan beri ticari ve askeri üs olarak kullanılmış olan Kekova’nın en renkli köşesidir. Tersane koyu ise hem yüzülebilecek tek yer hem de Bizans dönemine ait bazilika apsisi ile arkeolojik kalıntıların en yoğun olduğu alandır.

Yakınındaki batık kent olarak anılan köşede genellikle ana karaya oyulmuş yerleşim kalıntıları ve su içindeki temeller yer alırlar ki orijinal durumlarını canlandırmak için taşın yanında ahşap mimarinin de yoğun olarak kullanıldığını unutmamak gerekir. Sadece bu köşedeki yapıların batmış olması büyük bir ihtimalle deprem sonrası
adanın bu köşesinden ana karaya doğru yatmasıyla açıklanabilir.


Sağlam kalesiyle eşsiz bir görünüme sahip olan Simena adından ilk kez tarihçi Rinius (İ.S. 2. yy) bahsetmektedir.

Karayoluyla bağlantısı olmayıp genellikle Çayağzı’ndan deniz yoluyla ulaşım sağlanabilmektedir. Kalenin kuzeyinde kaya mezarlarında görülen Likya dilindeki yazıtlar, şehrin eksikliğini gösterirler. Likya birlik kentlerinden biri olduğu ve bağımsızlığı, sikkelerinden anlaşılmaktadır.

Kıyıdaki Likya tipi lahitler mendirek ve yapı kalıntıları ile İmparator Vespasian’a ithaf edilmiş hamam, kaleden rahatlıkla izlenebilir. Kale içinde kayaya oyulmuş küçük bir tiyatro bölgenin en ilginç kalıntısıdır. Kalenin kuzeyinde ise oldukça geniş bir alana yayılmış olan mezarlık bölgesi uzanmaktadır.


Kalkan’a 60 km. uzaklıkta olan şehre Kaş’ı 18 km geçtikten sonra güneye ayrılan yaklaşık yarım saatlik yoldan Üçağız Köyü’ne ulaşılır.

Günümüz köy yerleşimi, Teimiussa olarak adlandırılan küçük bir Likya liman kenti üzerine oturmaktadır. Köye, Kaş veya Finike yönünden teknelerle ulaşılabilir. Yerleşim yeri olan Kekova doğal ve arkeolojik sit kapsamında korunan yörelerden biridir. Likya yazıtlı mezarların bulunması en az İ.Ö. 4. yy. öncesi yerleşimine işaret eder. Teimiussa’da görülebilecek antik kalıntı olarak bol miktarda mezar ile kıyıdaki yol ve rıhtım sayılabilir.


Bugünkü Demre ilçe merkezinde ve civarında yer alan Myra Antik Kenti, özellikle Likya dönemi kaya mezarları, Roma dönemi tiyatrosu ve Bizans dönemi Aziz Nichola Kilisesi ile ünlüdür.

Kaya mezarları, Likya yazılı kitabeler ve sikkeler, Myra’nın en azından İ.Ö. 5. yy’dan itibaren varlığını sürdürdüğünü gösterirler. Strabon’un verdiği bilgiye göre Likya Birliği’nin altı büyük kentinden biri olan Myra, Likçe yazıtlarda “Myrı” adıyla anılır. İ.S. 2. yy. Myra’nın büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönemdir. Likya Birliği’nin metropolisi olan şehirde, Likyalı zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı inşa edilmiş ve onarılmıştır.
Bizans döneminde ise Myra, dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri olup günümüze dek ününü Aziz Nicholas’ın İ.S. 4. yy.’da şehrin piskoposu olmasına ve ölümünden sonra aziz mertebesine ulaşıp adına kilise yapılmasına borçludur. Myra, 7. yy.’dan itibaren gerek deprem, su baskını ve Myros çayının getirdiği alüvyonlar, gerekse Arap akınları sebebiyle önemini yitirip 12. yy.’da köy hüviyetine dönüşmüştür.

Günümüz kalıntılarını, akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro ile her iki yanında yer alan kaya mezarları oluşturur. Yapılan araştırmalara göre bugün oldukça sağlam durumda olan Roma dönemi surlarının dışında Helenistik hatta İ.Ö. 5. yy’a tarihlenen sur kalıntılarına akropol tepesi ve çevresinde rastlamak mümkündür.
Akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro, gerek oturma sıraları gerekse sahne binası ile iyi korunmuş bir Roma dönemi tiyatrosunun özelliklerini yansıtır. Sahne binası ikinci katın yarısına kadar ayaktadır ve seyircilere bakan yüzü bir mimari fasad oluşturacak şekilde sütun ve nişlerle süslenmiştir.

Tiyatronun hemen iki yanında, kabartmalı veya düz kaya mezarları yer alır. Likyalılar’ın ahşap ev mimarisinin kaya mezarlarına en iyi uyarlanmış örnekleri olan Myra mezarlarından, içinde ölüyü ve yakınlarını betimleyen kabartmalı mezar, en ilginç örneklerden biridir. Ayrıca yine kabartmalı veya kitabeli bir çok kaya mezarı, kayalığın güneye bakan yüzünde üst üste veya yan yana sıralanmaktadır.

Tiyatro yakınındaki şehir merkezine giderken yolun solundaki hamam kalıntıları ise Roma dönemi tuğla mimarisinin erken ve ilginç örneklerini oluştururlar. Şehrin su ihtiyacı, Demre Deresi’nin aktığı vadi kenarındaki kaya yüzüne açılmış kanallarla karşılanmaktaydı.

Şüphesiz şehrin ilginç anıtsal kalıntı temelleri 5. yy’da yapılmış şekliyle günümüze ulaşmış olan Noel Baba Kilisesi olarak da anılan Aziz Nicholas Kilisesi’dir. Kazı ve onarım çalışmaları Hacettepe Üniversitesi’nce yürütülen kilisenin yer yer iyi korunmuş mimari, duvar resmi ve mozaikli mekanları her yılın 5 Aralık günü birçok ülke temsilcisinin katıldığı Noel Baba Festivali’ne ev sahipliği yapmaktadır.


Yaygın olarak Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas M.S. 245′te Fethiye yakınlarında Patara’da doğmuş ve M.S. 363′de ölmüştür. Zengin bir ailenin iyi eğitilmiş oğlu olan St.Nicholas hayatını insanlara özellikle de çocuklara ve denizcilere yardıma adamıştır. Bu yardımlarının sağladığı ünü bugüne dek Noel Baba efsanesi olarak gelmiş ve güncelliğini korumuştur.

Demre rahibi olarak insanlara dini ve sosyal yardımlarda bulunan St. Nicholas ölünce Demre’ye gömüldü ve mezarının yanına adına bir kilise inşaa edildi. 1080′de İtalyan korsanlar bazı kemikleri Bari’ye kaçırdılar. Ancak kalan bazı kemik parçaları bugün Antalya Müzesindedir.

İlki 5-7 Aralık 1983 yılında yapılan Noel Baba sempozyumu, o günden beri değişik din ve eğitimlerden gelen insanların katılımıyla her yıl tekrarlanıyor. Bu sempozyumda St. Nicholas’ın çizgisinden gidilerek değişik din ve inançlardan olan insanlara barış, dostluk ve kardeşlik çağrısı yapılıyor.


Pirha’nın bulunduğu ören yerine, Bezirgan Köyünden 15-20 dakika yaya olarak ulaşılır. Kalkan’a 18 kM uzaklıkta olan ve orta Likya’nın en büyük kentlerinden birisidir. Denizden 850 metre yükseklikte kurulan kentin bulunduğu dağın yamacında çok sayıda kaya mezarı vardır. Lahitler çevreye dağılmıştır. Burada bulunan üç tane kadın heykeli bugün Antalya Müzesinde sergilenmektedir.


“Likya Yolu” 3 bin yıllık eski bir ticaret yoludur. Antik dönemlerde Likya kentlerini birbirine bağlayan patikalar zinciridir.

Garanti Bankası 1996 yılında, ülkemizin sahip olduğu değerleri ortaya çıkarabilmek için bir proje yarışması düzenlemiştir. İngiliz uyruklu, Kate Clow’un sunduğu “Likya Yolu” projesinin birinci seçilmesiyle, ‘yol’ tekrar günümüze kazandırılmıştır.

Kate Clow tarafından işaretlenen “Likya Yolu” birinci bölümünü, Fethiye Ölüdeniz’den başlayıp Faralya Köyü, Kelebekler Vadisi, Kabak koyu, Yedi Burunlar, Sidyma, Pınara, Letoon, Xanthos antik kentlerini takip ederek, incecik kumlarıyla Patara’da tamamlar.Toplam uzunluğu 509 kilometre olan bu yolun ikinci bölümü ise Antiphellos, Apollonia, Simena, Kekova, Myra, Limyra ve yüzyıllardır sönmeyen ateşiyle Yanartaş, Olympos antik kentinden sonra Antalya’da son bulmaktadır.Bu yol uluslararası standartlarda işaretlenmiştir.Üst üste kırmızı beyaz işaretler doğru rotayı göstermektedir. Yol üzerinde en fazla 100 metrede bir işaretler mevcut olup, yol ayrımlarında ve yerleşim birimlerinde rota sarı tabelalarla desteklenmiştir.

Likya Yolu’nu gezerken Likya’nın antik kentlerinin yanı sıra, bağımsız anıt mezarlar, tepeleri süsleyen antik şehir surları ve bu surları birbirine bağlayan yollar, halk hamamları, halk çeşmeleri, tiyatrolar ve anıt mezarlara rastlanmaktadır.

“Likya Yolu” olarak adlandırılan bu yol Avrupa’daki en uzun 4, dünyanın da en güzel 10 yürüyüş rotasından biri olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’nin gizli cennetlerinin saklı olduğu “Likya Yolu”, günümüzde yerli ve yabancı, doğa ve yürüyüş tutkunlarına inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Dağların, ormanların, kumsalların, yaylaların içinden tarihle iç içe geçen bu zorlu yolu, hem doğaya, hem de kendine yapılan bir keşif yolculuğu olarak düşünebiliriz. Ayrıca, “Likya Yolu”nda yapılacak keyifli yürüyüş, yol üzerindeki küçük dağ köylerinde sıcak ve dost insanlarla, yarı göçebe yaşamlarıyla tanışma olanağı sağlamaktadır.



PLAJLAR :
Mavi Bayraklı berrak ve serin denizi ile Kalkan’da yılın 9 ayı denize girmek mümkündür. Halk plajı olarak bilinen şehir merkezindeki plajda şezlong ve şemsiye kiralayarak tüm gününüzü geçirebilirsiniz.

Küçük Çakıl taşlarından oluşan Plaj’da, bu sayade denizden sonra kum temizleme zahmeti ile karşılaşmazsınız. Belediyemize ait Duş’larda duş aldıktan sonra gezinize çok rahat devam edebilirsiniz. İsterseniz özel sektöre ait kurulmuş plajlardan da denizin keyfini çıkartabilir ve kaliteli hizmet alabilirsiniz.


Kalkan’a 10 dakika mesafede olan, Kaş sahil yolu üzerinde bulunan kanyon ağzı plajıdır.

Türkinenin tanıtım filmlerinin vazgeçilmez bir öğesi olan Dünyaca Ünlü Kaputaş plajı’na 187 basamak aşağı inerek ulaşabilirsiniz. Kanyon’dan gelen ve Yer altına inerek akmakta olan suyun deniz kıyısında kumlar arasından süzülmesi sonucu suyu genel olarak serin ve turkuaz rengindedir. Kanyon içerisinde bahar aylarında küçük bir şelale oluşmaktadır.


Patara Plajı, Patara antik kenti yakınında bulunan ve bu bölgedeki en büyük ve güzel plajlardan biridir. Türkiye’deki kumsalların en uzunu ve en görkemlisidir. 18 km. uzunluğundaki kumsalın derinliği yer yer 200-300 metreye ulaşır. Kumu incedir. Deniz ise sığdır. Hemen hemen hiç durmayan rüzgarı nedeniyle rüzgar sörfü için de uygundur. Patara kumsalı deniz kaplumbağalarının (Caretta Caretta) yumurta bıraktıkları yerler arasında bulunduğu için koruma altındadır. Ayrıca Patara plajının arka tarafındaki antik kente, rüzgarla taşınan kumulların önüne geçilebilmesi için setler oluşturulmuştur.

Patara plajı genişliği ve uzunluğu nedeniyle geçmişte Yeşilçam filmleri tarafından çöl sahnelerinde fon olarak kullanılmıştır.



DOĞAL GÜZELLİKLER :
Yaklaşık 17 km uzunluğu ile Türkiyenin en uzun Kanyonu olan Saklıkent kanyonu, 200 bin yıl önce meydana gelen bir çökmeden oluşmuştur. Kanyonun içinde Bey Dağları’nın kaynak suyunu bulunduran eşine az rastlanır bir doğa harikasıdır. Fethiye’ye gelmeden Saklıkent-Kemer kavşağından, Saklıkent istikametine doğru hareket ettiğinizde, 32 km mesafe yapmanız gerekir. Tlos antik şehrine çok yakındır.

Kanyonun keşfi ise çok yakın bir tarihe dayanmaktadır. Rivayetlere göre bir çobanın keçisini buraya kaçırması sonucunda keçisinin peşinden gitmesiyle keşfettiği kanyon, çevre yerleşkelerde merak konusu olur. Burada sonsuz bir soğuk su akar. Akıntı çok şiddetlidir. Çobanın burayı bildirmesinin ardından Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Saklıkent’i Milli Park ilan etmesinden sonra, özel firmalarında da desteği ile Saklıkent bugünkü halini alır.

Buranın tamamını görmek profesyonel dağcıları bile zorladığından turistler için yapılan tahtadan platformlarda yürüyerek ve güzergah üzerindeki yer yer bel seviyesine gelecek çok sıcak günlerde bile buz gibi suyun içerisinde ilerleyerek bu nefis yeri keşfedeceksiniz.

Saklıkent Kanyonu turunda yanınızda olması gerekenler spor bir ayakkabı, (oradan da ayakkabı kiralayabilirsiniz ) mümkünse yedek mayo veya şort, havlu, kamera ve fotoğraf makinesi.


Kaş-Kalkan arasında deniz kıyısında olan Mavi Mağara, Kalkan’a 8 km. uzaklıkta olup, Kaputaş Plajı yakınlarındadır. Eskiden fok balıklarının içinde yaşadığı bilinen Mavi Mağara, 1972 yılında Jeolog Dr. Temuçin Aygen tarafından bulunmuştur. Güneş ışıkları mağaranın içine deniz dibinden yansıyarak girmekte ve mavi parlak fosforesson rengi meydana getirmektedir. Mağara 50 m. uzunluğunda, 40 m. genişliğinde ve 15 m. yüksekliğindedir.


İnce Burun’un arkasında yer alan bu mağara Kalkan’a 2 km. mesafede OLAN Güvercin Mağarası adı verilen ikinci bir deniz mağarası daha vardır. İçinde yüzlerce güvercin yuvasının bulunduğu bu mağaranın girişi çok dar olduğu için, ancak yüzerek girilebilir. Mağaranın içinden küçük bir yeraltı deresi denize karışmaktadır.


Güvercinlik mağarasına 100 metre mesafededir. Küçük ve dar ağızlı bir mağaradır. Yaklaşık olarak 40 metre uzunlukta olup tavanı da yüksektir.


Kalkan’a bağlı Bezirgan Köyü’nün sahilinden biraz içeride kalan İnbaş mevkiinde oldukça büyük bir mağaradır. Yol, yakınına kadar gitmektedir.


Batı Torosların bitiminde Akdağ’ın hemen altındaki yer alan, en güzel aromalı elmaların yetiştiği Gömbe Yaylası, denizden 1200 metre yükseklikte başlıyor. Yaylanın 1800′üncü metresinde bir krater gölü olan Yeşil Göl yer alıyor. Yeşil göl Uçarsu adı verilen akarsuya kaynaklık ediyor. Önce yukarıya sonra aşağıya fışkırdığı ve vadiye uçarak aktığı için adına Uçarsu denilen bu akarsu, yaz ve kış aylarında yönünü değiştiriyor. Tersine akması nedeniyle efsaneye de konu olan Uçarsu, yerli ve yabancı ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor.

Efsaneye göre, yaşlı bir kişi, bir gün, bütün gün yol yürümüş ve çok yorulmuş. Dağın öteki eteğindeki köylülerden su istemiş fakat köylüler suyun ancak kendilerine yeteceğini söyleyerek vermemişler. Bu arada genç bir kadına rastlamış. Genç kadın elindeki su kabağında taşıdığı suyu, sırtındaki bebeğine yetecek kadar kalmasına rağmen yaşlı kişiye uzatmış. O anda yaşlı kişi birden gözden kaybolmuş ve kaybolduğu yerden sular fışkırmaya başlamış. Fışkıran sular önce Akdağ’ın tepesine doğru yükselip sonra aşağıya vadiye doğru şelale şeklinde akmaya başlamış. Bu nedenle de bu akarsuya yöre halkı Uçarsu adını vermiş. Uçarsu, yaz mevsiminde yörük kadının köyüne doğru akarak bütün vadiyi sularken, kış mevsiminde yön değiştirerek, kendisine su vermeyen köylülerin olduğu tarafa akar ve bu bölgeye zarar verirmiş.

Yöre halkı, su isteyen yaşlı kişinin Elmalı-Tekke köyünde yaşadığı belirtilen Abdal Musa olduğuna inanıyor. Bu nedenle Uçarsu, bir saatlik yürüyüş sonrası vatandaşlar tarafından ziyaret ediliyor ve burada, ziyaretçilere, lokantalarda fırın kebabı, Gömbe kebabı ikram ediliyor.


Kalkan’a 4 km uzaklıkta olan Yeşilköy beldesine bağlı olan Fırnaz Koyu’nun her yerine karayolu ile geçiş yoktur. Mavi yolculukların vazgeçilmez durağı olan Fırnaz Koyu, berrak ve turkuaz renkli suları ile akvaryum gibi denizin dibini görebileceğiniz ender yerlerden biridir. Koyda bulunan küçük plajda insanı gençleştirdiğine inanılan çamur ile Çamur banyosu yapabilirsiniz. Çevresi yamaçlarla çevrili olan Fırnaz Koyu’nun kuzeyinden geçen antik suyolu Delikkemer’le sonlanan geniş dağlık alandaki hemen hemen her tepe düzlüğünde yapıya ait kalıntılar vardır.

Kalkan’dan kalkan Tekne turlarınında durağı olan Koy’da her dakika güzelliğin keyfini çıkaran yat ve teknelere rastlayabilirsiniz.



TURİSTİK KÖYLER :
Kalkan’a uzaklığı 17 km olan köy Beldenin en eski köylerindendir.

Bezirgan’ın tarihi hakkında çok fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Köyden 15-20 dakika yaya olarak ulaşabileceğiniz PİRHA antik şehri Orta Likya’nın en büyük kentlerinden birisidir. Denizden 850 metre yükseklikte kurulan kentin bulunduğu dağın yamacında çok sayıda kaya mezarı vardır. Lahitler çevreye dağılmıştır. Burada bulunan üç tane kadın heykeli bugün Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Köyün yakınlarında olan İnbaş mevkiinde yine aynı isimle anılan oldukça büyük bir mağara da bulunmaktadır.

Köyün en büyük gelir kaynaklarından birisi Turizm’dir. Köy turizminin en güzel örneklerinden olan Bezirgan’a yerli yabancı bir çok turist ziyaret etmektedir. Eski Kalkan’lılar yaz aylarında köydeki evlerine sıcak ve kavurucu Akdeniz ikliminden kaçarak gelmişlerdir dolayısı ile yaz aylarında nufusu artmaktadır. Bezirgan’da yaz aylarında at ve trekking turları da düzenlenmektedir.

Tarihi Miras olduğu için devlet arşivlerine alınan yüzyıllardır tahıl koymak için kullanılan Tarihi Tahıl ambarları günümüzde bir dönem kışı sahilde geçiren köylülerin değerli eşyalarını koruduğu birer ‘kasa’ olduğu ortaya çıktı. İçinde değerli eşyaların da bulunduğu ambarları yaz kış bekleyen görevlinin ücretinin de ‘tahıl’ olarak ödendiği söylenmektedir. Üçgen alınlıklı ahşap yapıları ile Çok ilginç olan ambarların en büyük özelliği hiç çivi kullanılmadan birbirne geçirilen ahşap malzemelerden oluşmasıdır. Likya döneminden kalan, evlerinin ve mezarlarının üçgen formunu yaşama yansıtan geleneğin bir mirasıdırlar.

Köye gittiğinizde mutlaka Güneyin mıhlaması sayılan “sündürme”, yöresel otlardan yapılan “gözleme”,”bazlama”, bölgeye has “çambalı”, süzme yoğurt ve keçi peynirini tadmadan geçmeyin.


Eski karayolundan Kalkan’dan Fethiye istikametine giderken Akbel Mahallesi’ne vardığımızda yol ikiye ayrılır. Sağ taraftaki yolu kullanarak İslamlar ve Üzümlü Köyleri yoluna girilir. Daha ileride yol, sola Üzümlü Köyü, sağa İslamlar Köyü olarak ikiye ayrılır. Sağa ayrılan yol, zeytinliklerden, çam ormanlarından ve bağların içinden ilerleyerek, çağlayan suların aktığı, yeşillikler içindeki İslamlar Köyü’ne ulaşır.

Zamanında suyla çalışan un değirmenlerinin oldukça fazla olduğu ve Türklerle Rumlar’ın birlikte yaşadığı köyün eski adı, ‘nehirler’ anlamına gelen Bodamya’dır. Bugüne kalan iki değirmenden biri, köy kahvesinin yanında ve hala kullanılıyor.

İslamlar köyünde deniz olmasa da, buz gibi akan sularında kurulmuş olan alabalık çiftliklerinin çevresinde, yeşillikler içinde birçok restoran hizmet vermektedir.Yakın bir tarihe kadar bağcılık ve zeytincilikle geçinen köyün yeni gelir kaynağı turizmdir. Turizmin başlamasıyla birlikte yöre halkı restoranlar açmış ve kendi alabalık çiftliklerini kurmuşlar. Serinlemek için köye gelen yerli ve yabancı turistlerin favorisi, köylülerin kendi yapıkları ve tereyağında kızartılmış olarak servis ettikleri keçi peyniri. Asmaların altındaki restoranlarda farklı şekillerde pişirilen alabalık da yemek mümkün.

İslamlar Köyü çok sayıda yabancının da yerleşmek için tercih ettiği bir bölge olmuştur. İslamlar Köyü’nden, bir başka serin yerleşim olan Bezirgan Yaylası’na geçmek mümkündür. Köyden kuzeye doğru devam ederek, 4 km. sonra Kalkan-Elmalı yoluna çıkılır. Buradan Kalkan yönüne dönüp, 1 km. ilerledikten sonra, Toroslar’la çevrili ovanın ortasındaki Bezirgan Köyü’ne varılır.

Antalya Valiliği Antalya Büyükşehir Belediyesi Kaş Kaymakamlığı Kaş Belediyesi Kaş ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü Başbakanlık Bilgi Edinme Merkezi Çekül Vakfı Üyesidir Tarihi Kentler Birliği Üyesidir
Kalkan Belediyesi © 2009 / Designed By Kalkan Design - Kalkan